reklam
reklam
reklam
reklam

‘Çok fazla yer kaplıyoruz belki ama toplumda görünmüyoruz’

hepsigundem

Administrator
Yönetici
10
Katılım
7 Ocak 2026
Mesajlar
17,785
Tepkime puanı
0
Puanları
1
Yaş
38
Konum
İstanbul
Web sitesi
www.hepsigundem.com
cok-fazla-yer-kapliyoruz-belki-ama-toplumda-gorunmuyoruz-0-hrBRBKhC.jpg



Kilo sorunu olan herkes, tartıya çıktığı andaki o çaresizlik hissini iyi bilir. Bugün dünyada yaklaşık 1 milyar obeziteli, 2 milyar fazla kilolu kişi var. Bunların 400 milyonu da obeziteli ve fazla kilolu çocuk. 4 Mart Dünya Obezite Günü’ydü. Bu vesileyle Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Başkan Yardımcısı, endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Dilek Yazıcı’yla ve klinik psikolog Dr. Şeniz Ünal’la konuştuk. Duygularımızın yeme alışkanlıklarımız üzerindeki etkilerinden, teknolojinin işi nasıl daha kötü hale getirdiğinden ve obeziteli kişilere karşı ‘bedenlerinden utandırma’ (body shaming) algısından bahsettik. Obeziteli hastalar da yaşadıklarını anlattı.

cok-fazla-yer-kapliyoruz-belki-ama-toplumda-gorunmuyoruz-1-PRsID4vA.jpg


‘Aileleri bile sürekli müdahale ediyor’

Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Dilek Yazıcı


m2026 verilerine göre dünyada yaklaşık 1 milyar obeziteli, 2 milyar fazla kilolu birey var. Bunların 400 milyonu da obeziteli ve fazla kilolu çocuk. 2022 Dünya Obezite Federasyonu’nun verilerine göre Türkiye’deki obeziteli kişi oranı yaklaşık yüzde 32’ydi. Avrupa’da obezitenin en fazla görüldüğü ülke bizdik. Şu an oran yüzde 36 civarında. Bu rakamlar ABD’de yüzde 40’ların üzerinde. Obezitenin artmasındaki en temel neden teknoloji. Masa başında çalışıyor, hiç hareket etmiyoruz.

Çocukken obezitesi olan bir kişi erişkinlikte yüzde 50-70 oranında obeziteli kalıyor.

Obezite tanısı için ‘vücut kitle indeksi’ dediğimiz bir değeri kullanıyoruz. Kişinin kilosunu, boyunun karesine bölmekle elde edilen bir değer bu. 18,5-25 arasında olduğunda kişiye normal kilolu diyoruz. Bu değer 25’le 30 arasındaysa fazla kilolu, 30’un üzerine çıktığı zaman obezite tanısını koyuyoruz.

Genetik çok ciddi bir faktör. Ebeveynlerinden birinde obezite olan bir çocuk yüzde 40 obeziteli oluyor. Eğer ikisinde de varsa bu oran yüzde 90’a çıkıyor. Hormonların da etkisini görüyoruz. Örneğin bağırsak sisteminden salgılanan, tokluğu ve iştahı etkileyen GLP-1 hormonu. İnsülin de pankreastan salgılanan bir hormon ve yağ dokusu arttığında sorunlar oluyor, insülin direnci dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Bu da kilo vermeyi zorlaştırıyor. Duygusal problemlerde, stres hormonu olan kortizolün artması, tiroit hormonunun çok az çalışması da kilo almaya sebep olabiliyor.

Tedavide öncelikle beslenmeyi düzenliyoruz. Egzersizle kas miktarını arttırmaya çalışıyoruz. Psikolojik destek öneriyoruz. Şimdi obezite iğneleri de var. Bu ilaçları bağırsaktan salgılanan GLP-1 hormonuyla üretiyorlar. Türkiye’de de bir-iki yıldır kullanılıyor. Bunları kiloya bağlı komplikasyonları olan hastaların, doktor kontrolünde kullanması gerekiyor.

Genç kadın hastalarımda ciddi mutsuzluk görüyorum. Sebebi toplumdaki baskı. Aileleri bile sürekli müdahale ediyor. “Az ye” diyor. Çocuklukta akran zorbalığıyla karşılaşıyorlar. Toplu taşımaya veya uçağa bindiklerinde yaşadıkları var. Hastalarımın hep söylediği bir söz: “Biz çok fazla yer kaplıyoruz belki ama toplumda görünmüyoruz.”

Çocuk filmlerinin yüzde 85’inde kilolu karakterler obur ve kötü kalpli, aşk filmlerinde obeziteli bireyler ‘arzulanamaz’ olarak sunuluyor. Lilly Türkiye’nin desteği ve Fujifilm’in katkılarıyla Türkiye Obezite Araştırma Derneği olarak bu önyargılı dili değiştirmek için ‘Taşıdığımız Hikâyeler: Obezitenin Görünmeyen Yüzü’ Üniversiteler Arası Kısa Film Yarışması’nı düzenledik. Bu yıl Avrupa Obezite Kongresi de 12-15 Mayıs’ta İstanbul’da yapılacak. Detaylı bilgi tasidigimizhikayeler.com internet sitesinden edinilebilir.

‘Hayatın her alanının yemekle ilişkisi var’

Klinik psikolog Dr. Şeniz Ünal


Ailemde kilo ve obezite hep vardı. 25 yaşımdan itibaren kilo almaya başladım. Çok yediğimin farkındaydım
ama durduramıyordum. Diyetler yaptım, kilo veriyordum ama akabinde tekrar alıyordum. Bu sefer işin psikolojik taraflarına bakmaya başladım. Sınır problemleri, hayatımı düzenleyememem, duygularımı ifade edememem… Bu bir kronik hastalık benim için.

Nöropsikolojide yeni keşifler duygu ve düşüncelerimizin bedenimiz üzerindeki etkisini ispatladı. Sadece obeziteyle alakalı değil, bütün hastalıklar için geçerli. Obezitenin duygu boyutunu pas geçemeyiz. Doğuştan getirdiğimiz bazı temel duygular var. Haz, keyif, neşe bunlara dahil. Bu duygular bizi yeme isteğine yönlendirebiliyor. Çünkü doğduğumuz anda ağzımıza annemizin memesi veriliyor. O bir sakinleşme, dinginlik ve güvenlik alanı demek. Yoğun bir duygulanım yaşadığımızda eski bir kodlanmayla bunu yemekle bastırmaya çalışıyoruz. Örneğin öfkeyi bastırmak için daha kıtırlı yiyecekler yediğimiz biliniyor. Üzüntü için daha mamavari, yumuşak yiyeceklere yöneliyoruz. Hayatın her alanının yemekle ilişkisi var. Can sıkıntısının da yedirdiğini biliyoruz.

Toplumdaki beden algısı obeziteli bireyde ek bir yük. Bir mağazaya gidiyorsunuz, görevli size bakıyor ve “O size olmaz” diyor. ‘Sen iradesizsin, bile isteye kilolu oldun, bu sorununu çözmüyorsun, benim hakaretlerimi de hak ediyorsun’ gibi bir algı var. Sigara veya alkol bağımlılığına karşı bile bu kadar acımasız değiliz. Bu algı bizi içsel damgalama dediğimiz bir duruma götürüyor. Obeziteli kişi ‘hatalıyım, defoluyum’ diye düşünüyor. Bu özşefkatini kaybetmesine neden oluyor.

Obeziteli kişi kendi içinde zaten yorgundur, sayısız diyet denemiştir. Yılgındır, umutsuzdur, kırgındır. Tıpkı bir kanser hastasına olduğu gibi ona şefkatle yaklaşmak gerekir. Ona akıl ve tavsiye vermek çözüm değil. O zaten mevzuyu iyi biliyordur.

cok-fazla-yer-kapliyoruz-belki-ama-toplumda-gorunmuyoruz-2-vp5V8We2.jpg


OBEZİTELİ KİŞİLER YAŞADIKLARINI ANLATIYOR…

‘Türkiye’yi Şirinler köyü zannediyorlar’


D. (32), bilgisayar oyunu tasarımcısı

2-3 yaşımdan beri kiloluyum. Ailemde de
kilo sorunu var. Şu an 120 kiloyum, boyum 1,78. Doktorlar genellikle yememe içmeme dikkat etmemi ve daha fazla hareket etmemi söylüyor ama tabii modern dünyada bu bayağı zor. Tabii ki yemek yemeyi de çok seviyorum. Stresi, siniri, her şeyi yemekten çıkarıyorum.

Modadan hiç hoşlanmamamın sebebi kilo sorunum. İnsanların giydiklerini görüyorum, ben giyince aynı olmuyor. Türkiye’yi Şirinler köyü zannediyorlar. Neden tektip kıyafet yaparlar anlamıyorum.

Özellikle ilkokulda bayağı çektim. O dönemdeki çocuklar biraz daha acımasız. Sinirlerimi bozdular. Bunda yetişkinlerin büyük suçu vardı. Sataştıkları için onlara sadece karşılık veriyordum ama cezalandırılan hep ben oldum. Empati eksik, farklı olanlara tahammülleri yok.

‘Artık kendimle daha barışık bir insanım’

Ahu Dinçler (42), İngilizce öğretmeni

Kilo vermek için birçok farklı yöntem denedim, diyetisyenlere gittim ama kilom bir iniyor, bir çıkıyor. Bir yerden sonra “Tamam, çıkmasın da inmesin de böyle kalsın” dedim. Çünkü gücüm yok artık. Bende mevsimsel depresyon ve anksiyete de oluyor. Artık kendimle daha barışık biriyim. Şu anda 80 kiloyum.

İncecik arkadaşlarım var, “Kilo aldım, çok şişmanım” gibi şeyler söylüyorlar, öyle bakıyorum. Yani 32 beden! ‘Sen kendini şişman görüyorsan, beni nasıl görüyorsun acaba’ diye düşünüyorum.


Hürriyet

The post ‘Çok fazla yer kaplıyoruz belki ama toplumda görünmüyoruz’ first appeared on HepsiGündem.COM " Gündem,Güncel Haberler Burada ".

Okumaya devam et...
 
reklam
reklam
reklam
reklam
Geri
Üst